esenola

Log in
English | Spanish | Dutch | Portuguese (Brazil) | Italian | Turkish | German | Polish

Taş Ekmek

    haydar ergülen
    By haydar ergülen

     

     

    “Bir çocuğun ölümü” cümlesiyle bir yazıya başlanır mı?

    “Bir çocuğun ölümü”yle yaşamaya başlanır mı?

    “Bir çocuğun ölümü”yle güne, sabaha, güneşe, öğleye, duaya, akşama, geceye, şiire, müziğe, ibadete, şükretmeye, sevmeye, şefkate, merhamete, vicdana, konuşmaya, susmaya, gülmeye, yemeye içmeye, gezmeye, yalnızlığa, aşka, ayrılığa, küsmeye, barışmaya, okşamaya, uçmaya, yüzmeye, dalmaya, çıkmaya, bakmaya, koşmaya, yürümeye, kahvaltıya, sevişmeye...

    “Bir çocuğun ölümü”yle doğmaya başlanır mı?

    Siz başladınız. Siz bir çocuğun ölümünden beslendiniz. Siz bir çocuğun ölümüyle doğdunuz.

    * * *

    “Bir alimin ölümü” alemin ölümüdür.

    “Bir şairin ölümü” güzelliğin ölümüdür.

    “Bir çocuğun ölümü” şiirin ölümüdür.

    Şiiri ölmüş bir dünya ancak küfrün, öfkenin, zalimliğin, kötülüğün, tecavüzün dünyası olabilir. O dünyada yalanın düzeni hüküm sürer. Hakikat da duygusu da ortadan yok olur, zaten bunlara da kimsenin ihtiyacı olmaz.

    Şiirin öldüğü bir dünyada yazılan şiir ancak sözcüklerin yanyana geldiği bir yazıdan ibaret olur. Ruhu olmaz, içi olmaz, sıcaklığı olmaz, okurken göğe bakılmaz, yanından nehirler akmaz, ağaçlar çiçeğe durmaz, kuşlar o şiiri alkışlamak için kanat çırpmaz, vapurlar denizden değil karadan gidiyormuş gibi olur, kimsenin yüzü sevinçten aydınlanmaz ve kimsenin gözünden yaş da gelmez, çünkü gözyaşlarının da bir tadı olduğunu unutmuştur herkes. Kahkahanın tadı maviyse, ağlamanın tadı da yeşildir diyelim, ve şiir insana, hayvana, tabiata değil yazıya ait olur, o da şiir olmaz. Çünkü şiir nasıl çocuklukla varolmuşsa, onunla dünyaya gelmişse, çocuğun ölümüyle de ölür.

    Bir çocuğun ölümüyle şiir de öldü.

    * * *

    “Bir çocuğu öldürmek”. Böyle bir cümle kurulamaz bile.

    “Bir çocuğu öldürmek”. Bu cümleyi yazmak zorunda kalmak da çocuğu, çocukluğu yeniden öldürmektir.

    “Bir çocuğu öldürmek”, yalnızca elini kana bulamak değildir, kalbini kana bulamaktır. Kalbini kana bulayan biri kendi çocuklarını nasıl sever, elini kana bulayan biri çiçekleri nasıl okşar, dilini kana bulayan biri sevgilisini nasıl öper ve ekmeği kana bulayan birinin, birilerinin boğazından o kanlı lokmalar nasıl geçer? Ve kalbinden, elinden, dilinden kan damlayan biri nasıl kana kana su içer?

    “Bir çocuğu öldürmek”, kanlanmak, kinlenmek, küfretmek, kalbini kırmak, kafasından vurmak, kaybetmek, katletmek, kıymak, kesmek, kirlenmek...Ve daha böyle nice kötülükle anılabilir ancak.

    “Bir çocuğu öldürmek” kendi çocukluğunu, kendi çocuklarını da öldürmektir. Masumluğu boğmaktır. İyi de geçse kötü de, yıllar sonra sanki “cennet çayırları” gibi uçsuz bucaksız, sereserpe, uzanan, serazat yaşanan zamanları, saatleri kırmak, parçalamak, unufak etmektir.

    “Bir çocuğu öldürmek”, varsa içindeki son iyilik kırıntısını da ayağının altına alıp ezmektir.

    “Bir çocuğu öldürmek” bazılarının fıtratında vakay-ı adiyeden olabilir ama, insanın tabiatında asla yeri olmayan aşağılık, pis, iğrenç bir iştir.

    “Bir çocuğu öldürmek”, başka çocuklara da tecavüz etmektir. Duygusal, zihinsel, cinsel...

    “Bir çocuğu öldürmek” bütün çocukları öldürmektir. Berkin'i öldürmek, İstanbul'da, Rojava'da, Kobani'de, Diyarbakır'da, Şırnak'ta, Ankara'da, Eskişehir'de, Mısır'da, Suriye'de, Somali'de, Irak'taki çocukları da öldürmektir.

    “Bir çocuğu öldürmek”, bazı çocukların ölümü hak ettiğini düşünmek ve buna hiç üzülmemektir. Bazı çocuk ölümlerini kınayıp, bazılarını küfür yağmuruna tutmaktır.

    Siz bizi Berkin'in tarafında mı sanıyorsunuz? Yalnızca Berkin'e üzüldüğümüzü, bu yazıyı yalnızca Berkin için mi yazdığımızı sanıyorsunuz? Bizim çocuklarımız, sizin çocuklarınız, onların çocukları diyeceğimizi mi sanıyorsunuz? Siz bizi ne sanıyorsunuz?

    * * *

    Berkin'in yanında olmak, onun tarafında olmak, öldürülen, katledilen tüm çocukların yanında, onların tarafında olmaktır. Berkin için üzülmek öldürülen tüm çocuklar için üzülmektir. Din, dil, mezhep, renk, ırk, düşünce, inanç ayrımı yapmadan üzülmektir.

    Usta öykücümüz Oktay Akbal'ın Önce Ekmekler Bozuldu(1946) kitabı, ki ilk kitabıdır, yayımlanalı 70 yıl olmuş neredeyse. Onun gençken dediği çıkalı çok oldu. Şimdi de ekmekler soğudu işte.

    Bir çocuk ölünce, ekmekler soğur, taş olur. Herkesin boğazına bir yumruk gibi dizilir lokmalar.

    Ekmekler taş olur da taşyürekliler ne olur?

    Onlara hiçbir şey olmuyormuş meğer.

    Onlar düzenlerini sağlamlaştırmak, kazançlarını çoğaltmak için taş üstüne taş dizip gökdelenleri yükseltmeye devam ederler. Ve kimse dalgalarına taş atmasın, dümenlerine taş koymasın diye taş gibi güvenlik yasaları çıkarırlar. Heykellere saldırırlar, parçalayıp yıkarlar ama çocuk ölümleri karşısında kılları kıpırdamaz, taş kesilirler.

    Öldürülen bir çocuk hepsinden uzun yaşar.

    Çünkü Berkin'in ve tüm çocukların ömrüne ölüm değil, sonsuzluk eklenir.

     

    haydar ergülen