<?xml version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
	<title><![CDATA[esenola: haydar ergülen's blogs]]></title>
	<link>https://esenola.com/blog/owner/haydaree</link>
	<atom:link href="https://esenola.com/blog/owner/haydaree" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<description><![CDATA[]]></description>
	
	<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6852/orhan-velinin-bavulu</guid>
	<pubDate>Sat, 19 Dec 2015 09:46:52 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6852/orhan-velinin-bavulu</link>
	<title><![CDATA[orhan veli&#039;nin bavulu]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Orhan Veli&#39;nin bavulu</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Hi&ccedil; g&ouml;rmedim ama Orhan Veli&#39;nin elinde bavuluyla bir fotoğrafı mutlaka vardır. Pard&ouml;s&uuml;l&uuml; adamın bavulu da vardır. B&ouml;yle bir fransız s&ouml;z&uuml; duymadım. Orhan Veli&#39;nin yalnızca fransızca bilmesinden değil, daha &ccedil;ok siyahbeyaz filmlerde &#39;dalgacı mahmut&#39;u oynayacak bir tip olmasından geliyor bu fransız yakıştırması. Yoksa beni şu kadar ilgilendirmez, t&uuml;rk olmuş, fransız olmuş, şair olsun, sokaktan ge&ccedil;sin, ıslık &ccedil;alsın, havada bulut desin, yeter.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&Uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde en uzunları Orhan Veli. Uzun uzun yaşamaya, giden gemilerin ardından bakakalmaya, eskiler alıp yıldızlar yapmaya, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; boyamaya, Urumeli Hisar&#39;ında oturmaya, Galata&#39;ya dadanmaya vakti olmasa da, rivayet sanılmasın, sokakları da en uzunboylu yaşayan, g&ouml;ren, seven odur.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Beh&ccedil;et Necatigil evlerin şairiyse, Orhan Veli de sokakların şairidir. Necatigil &#39;evlerin hali&#39;ni yazdı, Orhan Veli sokakların halini. Sık&ccedil;a arkakapak yazısı yazmama karşın neredeyse kapak arkalarını hi&ccedil; okumam derken, Orhan Veli <i>B&uuml;t&uuml;n Şiirleri </i><span style="font-style: normal;">(yky) kitabını elime alır almaz g&ouml;rd&uuml;m ki ustalar onun &#39;sokak &ccedil;ocuğu&#39; olduğunda &ccedil;oktan birleşmişler.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Cemal S&uuml;reya &ldquo;Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu&rdquo; derken, &#39;sivil şair&#39; Ece Ayhan da &ldquo;Her t&uuml;mce bir yana, a&ccedil;ık havanın ozanıdır Orhan Veli her anlamda. Caddeler genişledi, kitaplar inceldi...&rdquo; diye s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. Biz de buna &#39;şiiri sokağa d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;&#39; c&uuml;mlesini eklesek, sokak herhalde sevinir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Sokağı sevindirmek, sokağın sevindirmesi, sokakla sevinmek. Şiirin ilk sokağa d&uuml;şmesi değildi bu. 1940&#39;a, Orhan Veli&#39;ye ve sokak arkadaşları Melih Cevdet Anday ile Oktay Rifat&#39;a gelinceye dek, bir ka&ccedil; kez sokağa d&uuml;şm&uuml;şt&uuml; şiir. D&uuml;şm&uuml;şt&uuml; ama, Necatigil&#39;in &ldquo;</span><i>&Ccedil;oklarından d&uuml;ş&uuml;yor da bunca/ G&ouml;rm&uuml;yor gelip ge&ccedil;enler/Eğilip alıyorum/Solgun bir g&uuml;l oluyor dokununca&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">dediği &#39;solgun bir g&uuml;l&#39; gibi kalmıştı sokakta şiir ve eğilip alan, y&uuml;z&uuml;ne bakan, okuyan da pek olmuyordu. Kim bilir belki de şiirin sokakta olabileceğine, g&ouml;r&uuml;lebileceğine ihtimal vermiyordu kimse.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Zira o yıllarda şiiri sokağa ilk d&uuml;ş&uuml;ren ve aslında şiire Orhan Veli&#39;den &ouml;nce kızıl bir kasket giydiren </span><i>&ldquo;bu memleketin en yavuz evladı&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> Nazım Hikmet ya mapus damında oluyordu, ya Sovyetler Birliği&#39;nde ya da evsiz, damsız, yurtsuz bir ka&ccedil;ak olarak yıldızların altında...Ve onun sokağında yalnızca iş&ccedil;ilerin oturduğu sanılıyordu, oysa </span><i>Memleketimden İnsan Manzaraları</i><span style="font-style: normal;"> başlığıyla yazdığı destanda tren memleketin b&uuml;t&uuml;n mahallelerinden, sokaklarından ge&ccedil;iyordu. Ama işte o kırmızı kasket yok mu, seveni sevmeyeni onu şiirin kafasına ge&ccedil;irince olan oluyordu. Okuyanları sokağa d&uuml;ş&uuml;rememişti ama olsun evin kapısını aralamış, sokağı g&ouml;stermişti ya. Bu kadarı bile iyiydi o g&uuml;nlerde bana kalırsa.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Nazım Hikmet&#39;in araladığı kapıdan &ldquo;Garip&rdquo; &ccedil;ıktı, sanırım ilk &ccedil;ıkan da Orhan Veli oldu. Oktay Rifat o sıralarda hazırlık yapıyordu. Evi sokağa, odaları temiz havaya a&ccedil;maya, tanıştırmaya hazırlanıyordu. Yıllar sonra bu yaptıklarının bir &#39;havalandırma&#39; hareketi olduğunu s&ouml;yleyecektir. &Uuml;&ccedil; arkadaşın şiirleri nereye yazılmıştır? Sokağa yazılmıştır elbette. Hem sokak dururken şiir başka yere yazılır mı hi&ccedil;?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n iş&ccedil;ileri ya da ezilenleri hen&uuml;z birleşemese de, d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n şiirleri birleşmiştir. Şimdi coşkuyla, sevin&ccedil;le s&ouml;ylemenin tam yeridir. Ne diyordu Cemal S&uuml;reya, &ldquo;</span><i>hi&ccedil;bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka&rdquo;.</i><span style="font-style: normal;"> Biz bunu bir sevin&ccedil; s&ouml;z&uuml; olarak okuyacağımıza, hem kendimizi hem Cemal abiyi &uuml;z&uuml;yorduk. Bence o tam da Nazım Hikmet&#39;in araladığı, Orhan Veli&#39;nin a&ccedil;tığı sokağın şiirini g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in yazıyordu bunu. D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n şiirlerinin akıp giden bir sokağa d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">anladığı ve onun ortasında yaşadığı i&ccedil;in yazıyordu.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Diyecekler ki bu solcular da ne kadar tuhaf, bir Gezi bulmuşlar, getirip her şeyi oraya bağlıyorlar! Solcuların tuhaf olduğu doğru, hatta şu c&uuml;mleyi bile tuhaf bulabilirsiniz. Adını bu yazıda anmak istemediğim, ne sosyalist ne dindar, yalnızca nasipsiz diyebileceğim bir şair, eski zamanların birinde &ldquo;İkinci Yeni T&uuml;rk şiirinin en b&uuml;y&uuml;k kalkışmasıdır&rdquo; demişti. Ben şimdi &ldquo;Gezi, T&uuml;rk şiirinin en sıkı kalkışmasıdır&rdquo;a &ccedil;eviriyorum ve şiirin bir sokak hareketi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorum.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&Ouml;yle olmasa Orhan Veli elinde bavuluyla yola d&uuml;şer miydi?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6136/trende-yasamak</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:40:38 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6136/trende-yasamak</link>
	<title><![CDATA[trende yaşamak]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tren Yazıları</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Trende yaşamak </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Gazetede g&ouml;rd&uuml;m. Ş&uuml;k&uuml;rler olsun ki ben hala gazete okuyanlardanım. Hala gazete okuyanlar trene de binerler, belki de en &ccedil;ok trene binenler onlardır, en &ccedil;ok &ccedil;ay i&ccedil;enler, &ccedil;ayı artık &ccedil;oooook zamandır şekersiz i&ccedil;enler...&#39;Kategorize&#39; etmeyelim şimdi, &ouml;yle ya kahveyi sade i&ccedil;enler gibi orta ya da az şekerli i&ccedil;enlere de yalışır doğrusu tren yolculuğu.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Tren yolcusu olmak g&uuml;zel elbette, peki ya hi&ccedil; trende yaşmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml;? Nasıl olurdu acaba?</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Kimbilir belikGazetede g&ouml;rd&uuml;m işte, oluyormuş. Gen&ccedil; bir kadın, Almanya&#39;da, hem ev kirasından bıkmış hem de ev sahibiyle yaşadığı gerilimden. Artık bu fikir nereden geldiyse aklına, trende yaşamaya karar vermiş. Haberi okuduğumda 1 aydır yaşıyordu trende. Leonie M&uuml;ller, &ouml;nce &uuml;lkedeki t&uuml;m trenlerde konaklamaya izin veren 1 aylık bir bilet almış, sonra da ver elini...</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ver elini dedim ama, onun derdi bir yere ulaşmak değil, tam tersine orada yaşamak. B&ouml;ylece başlamış tren ser&uuml;veni. Okul &ouml;devlerini kompartımanda yapıyormuş, duşunu trende alıyormuş, akşam yemeğini de 190 km hızla giden aynı trende yiyormuş. Evinden &ccedil;ıktığından beri, daha &ouml;nce hi&ccedil; hissetmediği bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k duygusu yaşadığını da s&ouml;yl&uuml;yor M&uuml;ller. Hem trende kendisini sahiden evindeymiş gibi hissediyor, hem b&ouml;ylece pek &ccedil;ok şehir g&ouml;rebiliyor, arkadaşlarını da daha sık ziyaret edebiliyormuş.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<span style="font-weight: normal;">İnsanların alışkanlıklarını ve normal olarak g&ouml;rd&uuml;kleri şeyleri sorgulamalarını istiyorum. Her zaman sanılandan daha &ccedil;ok olanak var. Bir sonraki ser&uuml;ven bizi bir yerde bekliyor, tabii bulmak istiyorsanız.&rdquo; diyor. Kendini bir t&uuml;r sosyal deneye tabi tuttuğunu da belirten &uuml;niversiteli &ouml;ğrenci, bu yaşama bi&ccedil;imini akademik &ccedil;alışmasında da konu olarak işleyecekmiş.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Trendeyken giysilerinin ve gerekli eşyasının bulunduğu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir sırt &ccedil;antası taşıyor, giysilerini annesinin ve erkek arkadaşının evinde yıkıyor. Trende yaşamaya başladıktan sonra para biriktirmeye de başlamış. 23 yaşındaki &ouml;ğrenci 1 yıl bu şekilde yaşamayı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yormuş.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ona hem iyi yolculuklar hem de iyi yaşamalar diyelim. &Ouml;m&uuml;rboyu olur mu bilmiyorum ama, zaman zamanan trenlerde yaşamak iyi bir d&uuml;ş&uuml;nce. B&ouml;ylece trenle insanın doğal yakınlığı da kendiliğinden ortaya &ccedil;ıkmış oluyor. Herhalde u&ccedil;aklarda yaşamayı d&uuml;ş&uuml;nen yoktur. Otob&uuml;slerde de &ouml;yle. Belki bu konuda trene en yakın ara&ccedil; ya da ev diyelim, gemidir. Tabii kuşetli, yataklı trenler de var, &Ccedil;in&#39;den, Moğolistan &ccedil;&ouml;llerinden Sibirya&#39;nın soğuğuna ve neredeyse bilinmeyen şehirlerine kadar sızan Transsibirya Ekspresi&#39;ni de unutmamak gerek. İnsana &ldquo;ah o gemide ben de olsaydım!&rdquo; duygusunun aynısını bu ekspres i&ccedil;in de yaşatan bir g&uuml;zergahı var &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Kimbilir belki birg&uuml;n Transsibirya seferine &ccedil;ıkmış bir seferi olarak &ouml;yle bir yazı da yazarım.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ne yalan s&ouml;ylemeli, şimdi evi de yolu da ve ne yazık ki &ccedil;oğu zaman mezarı da Akdeniz ve Ege Denizi olan g&ouml;&ccedil;menleri g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e, duyduk&ccedil;a, yola, yolculuğa, trene, vapura, u&ccedil;ağa dair yazılar yazmak da biraz l&uuml;ks biraz da ağır geliyor. Canyeleği ve cansimidini ellerinde oyuncak gibi sevin&ccedil;le taşıyan k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k &ccedil;ocukları g&ouml;r&uuml;nce insanlığımdan ve yaşadığımdan utanıyorum.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>haydar erg&uuml;len&nbsp;</b></p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6135/yasar-kemal</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:38:12 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6135/yasar-kemal</link>
	<title><![CDATA[yaşar kemal]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tuhafiye</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>&Ccedil;OK YAŞAR KEMAL</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Neşet Ertaş i&ccedil;in &ldquo;Bozkırın Tezenesi&rdquo; demişti Yaşar Kemal. G&uuml;zel, doğru, unutulmaz demişti de, o bizim neyimiz, kimimiz acaba? &#39;Anadolu&#39;nun Destancısı&#39; mı, &#39;İnce Memed&#39; mi, yoksa Mahmut Temizy&uuml;rek&#39;in dediği gibi, &#39;Teleskoplu Destancı&#39;mız mı? &#39;Bizim Homeros&#39;umuz demem tuhaf ka&ccedil;abilir, Homeros da bizim değil mi denir? &Ouml;yleyse &#39;T&uuml;rk&ccedil;enin Homeros&#39;u&#39; diyelim. Belki de hep &#39;Aşık Kemal&#39;di, &ouml;ncesinde de sonra da. &#39;Koca &Ccedil;er&ccedil;i&#39; de sayılabilir, heybesinde acıdan sevince her şeyi taşıyan bir &ccedil;er&ccedil;i. En doğrusu onun kendine dair s&ouml;ylediği şeydir belki de, &#39;sevincin t&uuml;rk&uuml;c&uuml;s&uuml;&#39;d&uuml;r. Bir &#39;efsane&#39; elbette, yazdığı <i>Ağrı Dağı Efsanesi&#39;</i><span style="font-style: normal;">nden m&uuml;lhem T&uuml;rkiye diye ağrılı bir dağın efsanesi,</span><i> T&uuml;rkiye Dağı Efsanesi.</i></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Pirin&ccedil; tarlalarında yıllarca &#39;su bek&ccedil;iliği&#39; yapmıştır. Bir dağı bekler gibi, doğayı, ağacı, ceylanları balıkları bekler gibi. Yuvasından, yurdundan kim atılsa, ha kuş ha Ermeni, yuvanın başka kuşa, başka kişiye hayretmeyeceğini s&ouml;yl&uuml;yor: &#39;Onlar kuş değil Ermeni&#39;. Orhan Veli &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde acısını nasıl gezdireceğini de bilemez, ister ki yer g&ouml;k c&uuml;mle cihan ağlasın Orhan Veli i&ccedil;in. Herkese s&ouml;yler bu acı haberi, kimse aldırmaz. Kadirli ona cehennem gibi gelir.<i> </i></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i>İnce Memed</i>&#39;in yazılmasına da bir başka şair, Arif Dino vesile olur. Yaşar Kemal&#39;e &#39;&ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar okuyasın&#39; diye &uuml;&ccedil; tane <i>Don Kişot</i><span style="font-style: normal;"> armağan eder. Don Kişot&#39;tan İnce Memed&#39;e, hayalg&uuml;c&uuml;nden direnmeye. İnce Memed bir &#39;mecbur insan&#39;dır. Yaşar Kemal de bir mecbur yazardır. Kavga etmeye, başkaldırmaya, direnmeye mecbur olanları yazmaya hem mecbur hem de memurdur. Niyesi olur mu? </span>O insanlar kurar &ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nyayı ve yine g&uuml;n&uuml;n birinde o mecbur, &#39;o g&uuml;zel insanlar o g&uuml;zel atlara binip giderler.&#39; Gitmişlerdir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Sonunda, o g&uuml;ne değin dolaylı olarak s&ouml;ylediklerini derler, toparlar, iki s&ouml;zc&uuml;ğe sığdırır ve &#39;zulm&uuml;n artsın!&#39; der. Onu &#39;Zilli Kurt&#39; yapmak isteyen devletin, sistemin oyunları hi&ccedil; bitmemiştir &ccedil;&uuml;nk&uuml;, biteceğe de benzemez. Devlet, k&ouml;yl&uuml;lerden &ouml;ğrendiği bir y&ouml;ntemle, hoşuna gitmeyen her insanın boynuna bir zil takıp bırakır adeta bozkıra. &#39;Kurtlukta d&uuml;şeni yemek kanundur&#39; s&ouml;z&uuml; de benzeri durumlar i&ccedil;in s&ouml;ylenmemiş miydi?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Anadolu&#39;nun, şimdilerde esamesi okunmasa, h&uuml;km&uuml; kalmasa, hatta artık s&ouml;ylendiği zaman g&uuml;l&uuml;n&ccedil; ka&ccedil;sa da, bir zamanlar &#39;kavimler kapısı&#39; olduğu keder ve acıyla hatırlanır. Yaşar Kemal de sanki o zamanlardan kalma bir bilgedir ya da dediğine benzer bi&ccedil;imde &#39;bek&ccedil;i&#39;dir, &#39;kavimler kapısının bek&ccedil;isi&#39;, &#39;k&uuml;lt&uuml;rler, halklar, diller, renkler bek&ccedil;isi&#39;. Belki de hi&ccedil; uzatmamalı ve Yaşar Kemal &#39;Anadolu&#39;nun bek&ccedil;isi&#39;dir demeli.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&#39;Anadolu&#39;nun Bek&ccedil;isi&#39;dir ama ne yazık ki kendilerine akademisyen adı verilen ve &#39;kapıkulu&#39; olmaktan &ouml;teye ge&ccedil;emeyecek kimi &ccedil;apsızlar tarafından, kim hatırlar ki yarın onları, şu y&uuml;zkarası, s&ouml;zkarası ifadelere de maruz kalmaktan kurtulamamıştır: &ldquo;Yaşar Kemal&#39;in romanları gerek &uuml;slup ve T&uuml;rk&ccedil;e&#39;yi g&uuml;zel kullanma, gerekse i&ccedil;inde yaşadığı toplumun değerlerini benimseme ve yorumlama a&ccedil;ısından bir &ccedil;ok T&uuml;rk yazarının yazdığı romanların gerisindedir. Kendisinin yurti&ccedil;i ve yurtdışında sahip olduğu ş&ouml;hretini, onun edebi kişiliğinde değil, k&ouml;k&uuml; yıllara dayanan siyasi kamplaşmalarda bir edebiyat&ccedil;ı aydın misyonunu aşarak, m&uuml;frit bir tarafgir olmasında aramanın doğru olacağı kanaatindeyiz.&rdquo; Sağdan sola, soldan sağa, al da bayrağım d&uuml;şman &uuml;st&uuml;ne!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">T&uuml;rk&ccedil;enin beylerinden, hem de u&ccedil;beylerinden birine, alanları edebiyat olan ve adlarının başında birtakım akademik unvanlar bulunan &#39;padişahım&ccedil;okyaşa&#39; korosunun dediklerine bak, daha doğrusu yediklerine bak, yedikleri naneye!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">T&uuml;rk&ccedil;eyi g&uuml;zel kullanmak! T&uuml;rk&ccedil;e Yaşar Kemal&#39;in &ccedil;ocukluk arkadaşıdır adeta, birlikte b&uuml;y&uuml;m&uuml;şlerdir, sokak t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin ağa&ccedil; t&uuml;rk&ccedil;esi mi, dağ t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin ova t&uuml;rk&ccedil;esi mi, ikindi t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin gece t&uuml;rk&ccedil;esi mi, uyku t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin sevişme t&uuml;rk&ccedil;esi mi, &ccedil;ocuk t&uuml;rk&ccedil;esi mi, kadın t&uuml;rk&ccedil;esi, babaanne t&uuml;rk&ccedil;esi mi, ama en &ccedil;ok da arkadaşlık, kardeşlik, yoldaşlık t&uuml;rk&ccedil;esidir Yaşar Kemal&#39;in T&uuml;rk&ccedil;esi ve iki arkadaş gibi birbirlerini, severek, hayran olarak, olanak arıyarak, şaşarak, sevinerek zengin olmuşlardır. Yaşar Kemal T&uuml;rk&ccedil;eyle, T&uuml;rk&ccedil;e Yaşar Kemal&#39;le...</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Yaşadığı toplumun değerlerini benimseme ve yorumlama: Doğru, yazarın, sanat&ccedil;ının g&ouml;revi budur, &ouml;yle ya yaşadığı toplumun değerlerini benimseme, yayma, uygulama, yorumlama ve g&uuml;zelleştirme derneğidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; yazar! Marquez&#39;den Dostoyevski&#39;ye, Kafka&#39;dan Faulkner&#39;a, Sartre&#39;dan Orhan Pamuk&#39;a kadar t&uuml;m b&uuml;y&uuml;k yazarlar da toplumla aynı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k olmamışlar mıdır zaten?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Yurti&ccedil;i ve yurtdışında sahip olduğu ş&ouml;hrete gelince, elbette edebi kişiliğinin hi&ccedil;bir değeri, &ouml;nemi ve h&uuml;km&uuml; yoktur, &#39;m&uuml;frit bir tarafgir&#39; olduğu i&ccedil;in bunca tanınır, bilinir, sevilir Yaşar Kemal!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Anadolu onun evidir, T&uuml;rk&ccedil;e ise sokağıdır. İ&ccedil;i masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evdir Anadolu ve Yaşar Kemal onu &ouml;yle i&ccedil;selleştirmiştir ki onun i&ccedil;li bir &ccedil;ocuğu olarak i&ccedil;ine masallar, destanlar ve ağıtları doldurmuş, onları taşımış, Kaf Dağının ardına u&ccedil;urmadan &ouml;nce Ağrı Dağının başına &ccedil;ıkarmıştır.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Koca Yaşar Kemal. Ulu &ccedil;ınar. Anadolu&#39;nun y&uuml;ce &ccedil;ınarlarından biri. &ldquo;Daldan eğme değil, k&ouml;kten s&uuml;rme&rdquo;. Topal karıncanın dostu, karıncanın su i&ccedil;tiği yer. T&uuml;rk&ccedil;eye su veren usta.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6134/tevfik-fikret</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:35:26 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6134/tevfik-fikret</link>
	<title><![CDATA[tevfik fikret]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tuhafiye </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>&#39;Değerli Yalnız&#39;: Tevfik Fikret</b></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ahmet Hamdi Tanpınar&#39;ın Tevfik Fikret i&ccedil;in s&ouml;yledikleri bu &#39;yalnız adam&#39;ı ve şiirini anlamak bakımından &ccedil;ok değerli: &ldquo;Talihin kendisi i&ccedil;in hazırladığı imkanları &ccedil;abuk farketti, hatta mizacının zaaflarını bile ona g&ouml;re terbiye etti. İnzivasını bir nevi peygamberane uzlet, &ccedil;abuk darılıcı mizacını istiğna, hayat ve fiil alemindeki kabiliyetsizliğini y&uuml;ksek bir mukavemet şekline soktu ve şiirinin bir zaman sadece mel&uuml;l besteler &ccedil;ıkaran ferdi melankolisini tam lazım olduğu bir zamanda bir cemiyetin ıstırap ve &uuml;mitlerine terc&uuml;man yaptı.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Kısacası orta &ccedil;apta bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k burjuva şairi iken cemiyet i&ccedil;in bir nevi ahlak ve medeniyet havarisi oldu.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Bunu s&ouml;ylemekle Fikret&#39;i k&uuml;&ccedil;&uuml;ltm&uuml;ş olmuyorum; irade ve anlayışının zaferini kaydetniş oluyorum. Unutmamalı ki i&ccedil;timai hayatta ahlaklı ve d&uuml;r&uuml;st olmak, yaşadığı devirde nadir olan bir meziyetti. Halbuki bu Fikret&#39;te baştan beri vardır.&rdquo;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Aynı devrin iki şairinden biri Tevfik Fikret, diğer, Mehmet Akif Ersoy. İdeolojik yaklaşımların ve Doğu/Batı ayrışmasının simge adları olmalarının dışında, Tanpınar&#39;ın s&ouml;ylediklerinin biraz değişiklikle her ikisi i&ccedil;in de ge&ccedil;erli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum: &ldquo;Orta &ccedil;apta&rdquo; birer şair. Ama ikisi de &#39;bir cemiyetin ıstırap ve &uuml;mitlerine terc&uuml;man&#39; olmuş ve yine &#39;cemiyet i&ccedil;in bir nevi ahlak ve medeniyet havarisi&#39; olmuş iki değerli yalnız.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Değersiz yalnızları saymaya gerek yok, onlara her d&ouml;nemde ve her mevkide bolca rastlanır. Ama kendi kişisel zaaflarını, melankolilerini erteleyen ya da bir kenara koyarak, vicdan, doğruluk, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k, &ccedil;alışkanlık, yurtseverlik, merhametli ve adil olmak gibi y&uuml;ksek erdemlerle donanmış bir yaşamı s&uuml;rmek ve bunu bir şiir olarak var etmek, ancak yalnızlığın değerini bilen, ve şimdi &#39;değerli yalnız&#39;lar olarak &ouml;vg&uuml;yle, sevgiyle andığımız insanlarda bulunur. Bunlar bazen Mehmet Akif gibi dindar biri olur, bazen de Tevfik Fikret gibi dinle ilgisi olmayan biri. Evet ama o Tevfik Fikret aynı zamanda &ldquo;</span><i>Benim dinim insan gibi yaşamaktır</i><span style="font-weight: normal;">&rdquo; diyecek ve aslolan şeyin &#39;insanlık dini&#39; olduğunu s&ouml;yleyecektir. &ldquo;</span><i>Toprak vatanım/nev-i beşer milletim insan&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">diyecektir. &ldquo;</span><i>Elbet sefil olursa kadın, al&ccedil;alır beşer&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> diyecektir. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Şiirde bi&ccedil;imde ve anlamda değişim istemesi, &#39;serbest m&uuml;stezat&#39;ın &ouml;nc&uuml;s&uuml; olması, &ldquo;Sis&rdquo;, &ldquo;Tarih-i Kadim&rdquo;, &ldquo;Rubab-ı Şikeste&rdquo;, &ldquo;Han-ı Yağma&rdquo;, &ldquo;Promote&rdquo; gibi 100 yıl sonra bile, &#39;bile&#39;si fazla, &ouml;nemli olan, ge&ccedil;erliliği giderek artan, hem g&uuml;ncel hem klasik olarak okunabilecek şiirlerin sahibi olması, </span><i>Şermin</i><span style="font-style: normal;"> kitabıyla &ccedil;ocuklara unutulmaz şiirler armağan etmesi de elbette onu &ouml;nc&uuml; bir şair kılar. Tıpkı Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Haşim, Mustafa Kemal Atat&uuml;rk gibi &#39;değerli yalnız&#39;lardan biri olarak, bu &uuml;lkenin k&uuml;lt&uuml;r ve edebiyat, şiir yaşamına &#39;y&ouml;n veren&#39; &ouml;nemli isimler arasında yer alır. Yapıtının, d&uuml;ş&uuml;ncelerinin, eylemlerinin, kişiliğinin hala tartışılıyor olması da doğrusu onun &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml;, &ccedil;ok boyutlu ve asla yalnızca bir tek uğraşına, belirli bir y&ouml;n&uuml;ne indirgenemeyecek zenginlik ve &ccedil;oğullukta bir insan, bir aydın, bir entelekt&uuml;el, bir şair ve elbette b&uuml;y&uuml;k bir yurtsever olduğunun en &ouml;nemli delilidir. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<span style="font-style: normal;">Tarih-i Kadim&rdquo; şiirinden sadeleştirilmiş bir b&ouml;l&uuml;m: &ldquo;</span><i>Nerde bir şeref var, iğreti/nerde bir mutluluk var, yama./Bir şeyin ne başına inan ne sonuna/Din şehit ister g&ouml;ky&uuml;z&uuml; kurban/Her yanda durmadan kan akacak/durmadan her yanda kan!/.../İşte m&uuml;jdelerin en g&uuml;zeli/İşte en ger&ccedil;ek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k/ d&uuml;ş&uuml;m&uuml;zdeki gelecek &ccedil;ağlarda:/Ne savaşan ne savaş ne salgın/ne saltanat ne yoksulluk,ne ezen ne ezilen/ne yakınma ne de zulm&uuml;n kahrı/ne tapılan ne tapan/ben benim sen de sen!/...&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">Ne yazık ki d&uuml;şleri ger&ccedil;ekleşmedi Tevfik Fikret&#39;in, d&uuml;şleri, d&uuml;şlerimiz ger&ccedil;ekleşmedi, ama d&uuml;şlemenin, d&uuml;ş g&ouml;rmenin, d&uuml;ş&uuml;nmenin de sonu yok, d&uuml;şler de belki en b&uuml;y&uuml;k miras, g&ouml;zden g&ouml;ze, g&ouml;n&uuml;lden g&ouml;n&uuml;le ge&ccedil;en ve &ccedil;oğalarak, b&uuml;y&uuml;yerek, zenginleşerek s&uuml;ren ve b&uuml;y&uuml;k insanlık dediğimiz bir toplumun en değerli varlığı, hazinesi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Evet Tevfik Fikret&#39;in T&uuml;rk&ccedil;esi eskimiştir, &ccedil;ok ağdalı bir dille yazmıştır, bug&uuml;n ancak sadeleştirilerek okunabilir, kaldı ki o sadeleştirmeler de şiirinin &ouml;z&uuml;n&uuml; koruyarak ve ruhuna zarar vermeden yapılmış başarılı yorumlardır. Daha da &ouml;nemlisi 100 yılı aşkın bir zamandan, neredeyse anlamından, i&ccedil;eriğinden hi&ccedil;bir şey yitirmeden bug&uuml;ne, sanırım hatta yarına da gelebilmiş, kalabilmiş şiirlerdir. Bu &ccedil;ok şey demektir. Hem toplumda, yağmanın, karanlığın, sisli ve puslu d&ouml;nemlerin, yiyiciliğin, hırsızlığın, adaletsizliğin, haksızlığın, ne yazık ki, hala karşılığı olduğunu ve s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;sterir, hem de şiirin &ouml;zellikle kritik zamanlarda, kriz d&ouml;nemlerinde nasıl m&uuml;dahil olabildiğinin de yetkin ve yerinde bir &ouml;rneğidir. &Ouml;te yandan &ccedil;ocuklar i&ccedil;in yazdığı şiirlerden oluşan </span><i>Şermin, </i><span style="font-style: normal;">bence &ccedil;ocuk edebiyatının en se&ccedil;kin yapıtlarındandır ve &ccedil;ocuklar i&ccedil;in yazılmış olağan&uuml;st&uuml; şiirlerle doludur. Tevfik Fikret&#39;in eğitimci yanını da ortaya koyan bu yapıt, ilerici anlayışından &ouml;t&uuml;r&uuml;, zamanla eskimesi, değerini yitirmesi bir yana, belki de en &ccedil;ok g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze seslenen bir kitap olarak tazeliğini ve g&uuml;ncelliğini korumayı s&uuml;rd&uuml;rmektedir.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Yalnız hayatlar, derin ruhlar, engin duyuşlar ve insanın eylem i&ccedil;inde insan olduğunu hep hatırlatan bir ser&uuml;ven. Bana kalırsa ne Mehmet Akif&#39;in doğuculuğu ne Tevfik Fikret&#39;in batıcılığıdır buradaki sır, onları bug&uuml;n de b&uuml;y&uuml;k, &ouml;nc&uuml; ve değerli kılan şey ikisinin de hayatın b&uuml;y&uuml;k şiiri i&ccedil;in şiiri bile feda edebileceklerini g&ouml;stermiş olmalarıdır ki, galiba b&uuml;y&uuml;k şiir biraz da b&ouml;yle bir şeydir. &ldquo;</span><i>Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> şiarı ve dizesi diyelim, Tevfik Fikret i&ccedil;in olduğu kadar Mehmet Akif i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir. Hepsinden &ouml;nemlisi, bug&uuml;n ne yazık ki ne doğuda ne batıda yeri olan ve d&uuml;ş&uuml;nce d&uuml;nyası esir alınmış, ufku daraltılmış, bug&uuml;n&uuml;nden geleceği karartılmış bir &uuml;lkenin 100 yıl &ouml;ncesinden bir işaret fişeği olarak &ldquo;</span><i>fikri h&uuml;r, vicdanı h&uuml;r, irfanı h&uuml;r&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> olmanın &ouml;nemini, anlamını ve değerini belirtmiş, &ldquo;yalnızlığın h&uuml;rriyeti&rdquo;ni titizlikle korumuş b&uuml;y&uuml;k bir vicdandır Tevfik Fikret. Vicdan s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bile m&uuml;lk gibi g&ouml;ren muktedirler bunun &uuml;zerinden insanları ayrıştırırken, toplumu b&ouml;lerken, onlardan biraz da Tevfik Fikret okumalarını beklemek de &#39;olmayacak duaya amin demek&#39; sayılmaz mı?</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len </b></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/3514/tas-ekmek</guid>
	<pubDate>Fri, 13 Mar 2015 08:17:29 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/3514/tas-ekmek</link>
	<title><![CDATA[Taş Ekmek]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo; c&uuml;mlesiyle bir yazıya başlanır mı?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo;yle yaşamaya başlanır mı?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo;yle g&uuml;ne, sabaha, g&uuml;neşe, &ouml;ğleye, duaya, akşama, geceye, şiire, m&uuml;ziğe, ibadete, ş&uuml;kretmeye, sevmeye, şefkate, merhamete, vicdana, konuşmaya, susmaya, g&uuml;lmeye, yemeye i&ccedil;meye, gezmeye, yalnızlığa, aşka, ayrılığa, k&uuml;smeye, barışmaya, okşamaya, u&ccedil;maya, y&uuml;zmeye, dalmaya, &ccedil;ıkmaya, bakmaya, koşmaya, y&uuml;r&uuml;meye, kahvaltıya, sevişmeye...</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo;yle doğmaya başlanır mı?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Siz başladınız. Siz bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;nden beslendiniz. Siz bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;yle doğdunuz.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>* * *</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir alimin &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo; alemin &ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir şairin &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo; g&uuml;zelliğin &ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo; şiirin &ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Şiiri &ouml;lm&uuml;ş bir d&uuml;nya ancak k&uuml;fr&uuml;n, &ouml;fkenin, zalimliğin, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n, tecav&uuml;z&uuml;n d&uuml;nyası olabilir. O d&uuml;nyada yalanın d&uuml;zeni h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rer. Hakikat da duygusu da ortadan yok olur, zaten bunlara da kimsenin ihtiyacı olmaz.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Şiirin &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; bir d&uuml;nyada yazılan şiir ancak s&ouml;zc&uuml;klerin yanyana geldiği bir yazıdan ibaret olur. Ruhu olmaz, i&ccedil;i olmaz, sıcaklığı olmaz, okurken g&ouml;ğe bakılmaz, yanından nehirler akmaz, ağa&ccedil;lar &ccedil;i&ccedil;eğe durmaz, kuşlar o şiiri alkışlamak i&ccedil;in kanat &ccedil;ırpmaz, vapurlar denizden değil karadan gidiyormuş gibi olur, kimsenin y&uuml;z&uuml; sevin&ccedil;ten aydınlanmaz ve kimsenin g&ouml;z&uuml;nden yaş da gelmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;zyaşlarının da bir tadı olduğunu unutmuştur herkes. Kahkahanın tadı maviyse, ağlamanın tadı da yeşildir diyelim, ve şiir insana, hayvana, tabiata değil yazıya ait olur, o da şiir olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; şiir nasıl &ccedil;ocuklukla varolmuşsa, onunla d&uuml;nyaya gelmişse, &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;yle de &ouml;l&uuml;r.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Bir &ccedil;ocuğun &ouml;l&uuml;m&uuml;yle şiir de &ouml;ld&uuml;.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">* * *</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;. B&ouml;yle bir c&uuml;mle kurulamaz bile.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;. Bu c&uuml;mleyi yazmak zorunda kalmak da &ccedil;ocuğu, &ccedil;ocukluğu yeniden &ouml;ld&uuml;rmektir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;, yalnızca elini kana bulamak değildir, kalbini kana bulamaktır. Kalbini kana bulayan biri kendi &ccedil;ocuklarını nasıl sever, elini kana bulayan biri &ccedil;i&ccedil;ekleri nasıl okşar, dilini kana bulayan biri sevgilisini nasıl &ouml;per ve ekmeği kana bulayan birinin, birilerinin boğazından o kanlı lokmalar nasıl ge&ccedil;er? Ve kalbinden, elinden, dilinden kan damlayan biri nasıl kana kana su i&ccedil;er?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;, kanlanmak, kinlenmek, k&uuml;fretmek, kalbini kırmak, kafasından vurmak, kaybetmek, katletmek, kıymak, kesmek, kirlenmek...Ve daha b&ouml;yle nice k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle anılabilir ancak.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo; kendi &ccedil;ocukluğunu, kendi &ccedil;ocuklarını da &ouml;ld&uuml;rmektir. Masumluğu boğmaktır. İyi de ge&ccedil;se k&ouml;t&uuml; de, yıllar sonra sanki &ldquo;cennet &ccedil;ayırları&rdquo; gibi u&ccedil;suz bucaksız, sereserpe, uzanan, serazat yaşanan zamanları, saatleri kırmak, par&ccedil;alamak, unufak etmektir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;, varsa i&ccedil;indeki son iyilik kırıntısını da ayağının altına alıp ezmektir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo; bazılarının fıtratında vakay-ı adiyeden olabilir ama, insanın tabiatında asla yeri olmayan aşağılık, pis, iğren&ccedil; bir iştir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;, başka &ccedil;ocuklara da tecav&uuml;z etmektir. Duygusal, zihinsel, cinsel...</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo; b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ocukları &ouml;ld&uuml;rmektir. Berkin&#39;i &ouml;ld&uuml;rmek, İstanbul&#39;da, Rojava&#39;da, Kobani&#39;de, Diyarbakır&#39;da, Şırnak&#39;ta, Ankara&#39;da, Eskişehir&#39;de, Mısır&#39;da, Suriye&#39;de, Somali&#39;de, Irak&#39;taki &ccedil;ocukları da &ouml;ld&uuml;rmektir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;Bir &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo;, bazı &ccedil;ocukların &ouml;l&uuml;m&uuml; hak ettiğini d&uuml;ş&uuml;nmek ve buna hi&ccedil; &uuml;z&uuml;lmemektir. Bazı &ccedil;ocuk &ouml;l&uuml;mlerini kınayıp, bazılarını k&uuml;f&uuml;r yağmuruna tutmaktır.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Siz bizi Berkin&#39;in tarafında mı sanıyorsunuz? Yalnızca Berkin&#39;e &uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml;, bu yazıyı yalnızca Berkin i&ccedil;in mi yazdığımızı sanıyorsunuz? Bizim &ccedil;ocuklarımız, sizin &ccedil;ocuklarınız, onların &ccedil;ocukları diyeceğimizi mi sanıyorsunuz? Siz bizi ne sanıyorsunuz?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">* * *</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Berkin&#39;in yanında olmak, onun tarafında olmak, &ouml;ld&uuml;r&uuml;len, katledilen t&uuml;m &ccedil;ocukların yanında, onların tarafında olmaktır. Berkin i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmek &ouml;ld&uuml;r&uuml;len t&uuml;m &ccedil;ocuklar i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmektir. Din, dil, mezhep, renk, ırk, d&uuml;ş&uuml;nce, inan&ccedil; ayrımı yapmadan &uuml;z&uuml;lmektir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Usta &ouml;yk&uuml;c&uuml;m&uuml;z Oktay Akbal&#39;ın <i>&Ouml;nce Ekmekler Bozuldu</i><span style="font-style: normal;">(1946) kitabı, ki ilk kitabıdır, yayımlanalı 70 yıl olmuş neredeyse. Onun gen&ccedil;ken dediği &ccedil;ıkalı &ccedil;ok oldu. Şimdi de ekmekler soğudu işte.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">Bir &ccedil;ocuk &ouml;l&uuml;nce, ekmekler soğur, taş olur. Herkesin boğazına bir yumruk gibi dizilir lokmalar.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">Ekmekler taş olur da taşy&uuml;rekliler ne olur?</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">Onlara hi&ccedil;bir şey olmuyormuş meğer.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">Onlar d&uuml;zenlerini sağlamlaştırmak, kazan&ccedil;larını &ccedil;oğaltmak i&ccedil;in taş &uuml;st&uuml;ne taş dizip g&ouml;kdelenleri y&uuml;kseltmeye devam ederler. Ve kimse dalgalarına taş atmasın, d&uuml;menlerine taş koymasın diye taş gibi g&uuml;venlik yasaları &ccedil;ıkarırlar. Heykellere saldırırlar, par&ccedil;alayıp yıkarlar ama &ccedil;ocuk &ouml;l&uuml;mleri karşısında kılları kıpırdamaz, taş kesilirler.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">&Ouml;ld&uuml;r&uuml;len bir &ccedil;ocuk hepsinden uzun yaşar.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Berkin&#39;in ve t&uuml;m &ccedil;ocukların &ouml;mr&uuml;ne &ouml;l&uuml;m değil, sonsuzluk eklenir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/2323/es-be-birader-es</guid>
	<pubDate>Thu, 01 Jan 2015 12:11:49 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/2323/es-be-birader-es</link>
	<title><![CDATA[es be birader es]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>TUHAFİYE</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Es be birader, es! </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">İşte tam o sırada ruhum kanat takıyordu ve can bedenden adeta u&ccedil;uyordu. Varsın u&ccedil;sun benim naciz v&uuml;cudum da değil mi, nasılsa birg&uuml;n toprak olacaktır. Ve her canlı, ruhun bedeni, sanki hapsolduğu bir h&uuml;creden kurtuluyormuşcasına sevin&ccedil;le terkettiğini de tadacaktır ama... Demem o değil.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Belki de insan bir yaştan sonra, &ouml;yle &#39;bir&#39; yaş var işte, &ccedil;ocukluğa giden otob&uuml;s nerden kalkıyordu der gibi soracaktır, memleket otob&uuml;sleri nerden kalkıyor, diye.&Ccedil;ocukluğa ve memlekete otob&uuml;sle, bilemedin minib&uuml;sle gidilir. Şimdikileri bilmem tabii, &ccedil;ocukluk var da gidilecek memleket kalmış mıdır, b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle ş&uuml;phedeyim...Demem bu da değil.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<i>Bin atlı akınlarda &ccedil;ocuklar gibi şendik&rdquo;, </i><span style="font-style: normal;">şiirin bu kadarı elverir, Yahya Kemal de bize kızmaz umarım, insan aşık olduğunda bencil olmaz, aksine, ne kıskan&ccedil;lık duygusunun esamesi okunur, ne m&uuml;lkiyet duygusu kalır. Aşkı vatan bilir ve &ldquo;</span><i>vatan sana canım feda&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">tekerlemesini de aşk olsun diye yuvarlar, savurur, yollar. Aşk bir şenlikse, kıymeti de en &ccedil;ok &ccedil;ocuk kalbiyle mi bilinir? Varsın &ldquo;</span><i>&Ccedil;ocuksun Sen&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">desinler. Desinler de, demem o da değil. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Hi&ccedil;bir &ouml;zel isim ge&ccedil;meden bitirebilecek miyim bakalım bu yazıyı derken...Yahya Kemal! &Ouml;zel isim mi, değil. Neden, bir, şairler &ouml;zel olmaz, iki, b&uuml;y&uuml;k şairler cins olur, cins olur isimleri de. &Ouml;yleyse G&uuml;lten Akın&#39;ın &ldquo;</span><i>G&uuml;lten&#39;i Yozgatlı demesinler bundan b&ouml;yle&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">dediğini de hatırlayarak, ve elbette &ldquo;</span><i>nerde &ouml;l&uuml;rsem oralı olayım&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> dizesini de ekleyerek, hal beyanında bulunabilirdim ama, sonra onun başka bir dizesi aklıma gelirdi ve &ldquo;</span><i>Bende bir g&uuml;lten kaldı/hangi bağa diksem yabancı&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> dizesiyle vazge&ccedil;erdim kendi halimden. Bunu da dememiş olurdum b&ouml;ylece.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<span style="font-style: normal;">Benim kalbim ne zaman tamamlanacak?&rdquo; dedi bu sabah kızım Nar, &ldquo;B&uuml;y&uuml;rs&uuml;n, tamamlanır kızım&rdquo; dedim, &ldquo;sonra da ne g&uuml;zel kırılır&rdquo; diyemedim. Kalp deyince, kalp ağrısı, kalp kırıklığı, kalpten gitmek, kalbi k&uuml;s...Kalbimizin komşusu bunlarsa bizim evimiz neresi? İnsan bazen bir şeyi dememek i&ccedil;in ne kadar &ccedil;ok şey diyor. Baksanıza halime. Diyeceğim, hen&uuml;z demediğimdir. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Yeni yıl yazısı haftaya. Eskiyi yazacağıma g&ouml;re, yeniye eskiyle başlamanın zararı yok. Hem yeni ne var, T&uuml;rkiye&#39;nin adının &#39;yeni&#39; olmasından başka? Eski k&ouml;ye yeni adet getirmek dedikleri buymuş meğer. Eskisi, yenisi, şurda dursun, bu kavga en sonuncu kavgamız filan da değil ama,&ldquo;</span><i>Biz başka alem isteriz</i><span style="font-style: normal;">&rdquo;. Demek ki başka t&uuml;rl&uuml; bir şey benim demek istediğim. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Ahmet Kaya da cins isim elbette. &Ouml;yle bir şeyler mi yazsam acaba, belki de yazılmıştır, olsun, adı &#39;Cins İsimler&#39; olan bir portreler, y&uuml;zler kitabı. Ahmet Kaya &ldquo;</span><i>şehirlere bombalar yağardı her gece/ biz durmadan sevişirdik</i><span style="font-style: normal;">&rdquo; demeden &ouml;nce, &ldquo;</span><i>biz durmadan g&uuml;l&uuml;ş&uuml;rd&uuml;k&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">diyor. Sevişmek de g&uuml;l&uuml;şmeye sayılıyor belli ki. Ruhun g&uuml;l&uuml;şmesi, kalbin g&uuml;l&uuml;ş&uuml;, g&ouml;vdenin y&uuml;z&uuml;n&uuml;n g&uuml;lmesi. Keşke bu olsaydı diyeceğim!</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Herkesin bir &#39;şeb-i arus&#39;u var. D&uuml;ğ&uuml;n gecesi, vuslat, kavuşma gecesi. Bu yazı da bilmeden benim kavuşma gecem olmuş. Cahit K&uuml;lebi&#39;nin &ldquo;İstanbul&rdquo;u g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor, bana İstanbul hala Haydarpaşa&#39;dan g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor! &ldquo;</span><i>Sonra alem değişiverdi/ayrı su ayrı hava ayrı toprak/Mevsimler ne &ccedil;abuk ge&ccedil;iverdi/ unutmak unutmak unutmak&rdquo;. </i><span style="font-style: normal;">Vefayı unutmak olmaz da, unutmanın da bir vefası var mıdır, kim bilir belki de şimdi tam sırasıdır. &Ouml;yledir de. Bunu s&ouml;ylememi beklemeyin benden.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">* * * *</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Es es es! Es be birader es! Bak 50 yıldır esiyorsun, g&uuml;rl&uuml;yorsun, yağıyorsun, y&uuml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; bir g&uuml;ld&uuml;r&uuml;p bir ağlatıyorsun! Ne zamandır direniyorum bu yazıyı yazmamak i&ccedil;in. Ama artık daha fazla direnemedim ve yine de seni &uuml;zmemek i&ccedil;in, top &ccedil;evirir gibi adeta oradan buradan laf &ccedil;evirip duruyorum. B&ouml;yle yapma, bizi &uuml;zme, g&ouml;nl&uuml;m&uuml;zden d&uuml;şme, g&ouml;nl&uuml;m&uuml;z&uuml; d&uuml;ş&uuml;rme, kalbimizi &uuml;ş&uuml;tme. Gelecek yıl, dediysem şurda 3 g&uuml;n sonra, o g&uuml;zel Haziran&#39;da 50. yılını kutlayacağız Eskişehir&#39;de, &ldquo;es es es/ki ki ki/es ki es ki es&rdquo; diyeceğiz. Bak g&ouml;nl&uuml;m&uuml;zde bir telaş, kalbimiz a&ccedil;ık, i&ccedil;imiz kıpır kıpır, &#39;Eskişehir gibi Eskişehirspor da bir şenliktir&#39; diyeceğiz. Başka da bir şey demeyeceğiz. Turgut Uyar&#39;ın &ldquo;</span><i>Temmuz tam bu işe g&ouml;redir bana kalırsa&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">dizesini azıcık değiştirip, &ldquo;Haziran tam bize g&ouml;redir&rdquo; diyeceğiz bir de.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/2272/siirde-80-kusagi-icin-ipuclari</guid>
	<pubDate>Sun, 28 Dec 2014 21:38:36 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/2272/siirde-80-kusagi-icin-ipuclari</link>
	<title><![CDATA[şiirde 80 kuşağı için ipuçları]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Şiirde &lsquo;80 Kuşağı i&ccedil;in ipu&ccedil;ları </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>(10 yeni iddia) </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Bir</b></i> &rsquo;80 şiiri kendisini cami avlusuna bırakılmış bir &ccedil;ocuk gibi, &ouml;ks&uuml;z ve yetim hissettiği ve belki de &ouml;yle olduğu i&ccedil;in, dili d&ouml;nmeye başlar başlamaz herkese &lsquo;baba&rsquo; diye koşmuş bir şiirdir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>İki </b></i>Şiddetli ve koyu bir &lsquo;anne arzusu&rsquo;na rağmen, bir &lsquo;anne-şair&rsquo; fig&uuml;r&uuml; yoktur &rsquo;80 Kuşağı şairleri i&ccedil;in.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>&Uuml;&ccedil;</b></i> &rsquo;80 şiirinin babası ya da babaları vardır ama bir annesi yoktur. Buna karşılık T&uuml;rk şiirinin hi&ccedil;bir d&ouml;neminde &lsquo;anne&rsquo;ye bu kadar &ccedil;ok şiir yazılmamıştır.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>D&ouml;rt </b></i>Bir metafor olarak &lsquo;b&uuml;y&uuml;k aile&rsquo; demek de m&uuml;mk&uuml;n &rsquo;80 şiiri i&ccedil;in. &ldquo;B&uuml;y&uuml;k Ev Ablukada&rdquo;ysa, &lsquo;b&uuml;y&uuml;k aile&rsquo; de bu kuşağın &ouml;zleminde, r&uuml;yasındadır.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Beş </b></i>Anneden yana şansı yoktur ama &lsquo;abi&rsquo;leri vardır bu şiirin, &lsquo;en abi&rsquo;si de İsmet &Ouml;zel&rsquo;dir. &lsquo;KIzkardeş&rsquo;leri de vardır, Nilg&uuml;n Marmara&rsquo;dan Lale M&uuml;ld&uuml;r&rsquo;e ve Birhan Keskin&rsquo;e kadar&hellip;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Altı </b></i>&rsquo;80 şiiri kimi başka kuşaklardan ya da yaşı başka kuşaklara tutan şairler i&ccedil;in de bir &lsquo;&ccedil;ekim merkezi&rsquo; olmuştur.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Yedi </b></i>&rsquo;80 kuşağı &lsquo;iktidarsız&rsquo; bir kuşaktır: B&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğuyla &lsquo;iktidar&rsquo; kavramı, duygusu, d&uuml;ş&uuml;ncesi ve talebinden uzak şairlerden oluşur.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Sekiz </b></i>&rsquo;80 şiiri bir &lsquo;getto&rsquo; şiiri değildir, i&ccedil;ine a&ccedil;ık olduğu kadar dışa, dışına da a&ccedil;ık olmuş, olmayı her zaman istemiştir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>Dokuz </b></i>Roman i&ccedil;in s&ouml;ylenen &lsquo;karnaval&rsquo; duygusu, aslında &rsquo;80 şiiri i&ccedil;in de &ccedil;ok ge&ccedil;erli bir benzetme sayılabilir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>On</b></i> Postmodern d&ouml;neme denk geldikleri i&ccedil;in, farkına varmadan postmodernizmin de i&ccedil;ine d&uuml;şt&uuml;ler, &lsquo;pre-postmodern&rsquo; şairler bile denebilir &rsquo;80 şairleri i&ccedil;in!</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i><b>(İpucu: </b></i>Başlıkta da yazdığım gibi bunlar yalnızca birer iddia. O y&uuml;zden şimdilik yalnızca iddia olarak kalsınlar, belki sonra geliştirilir, değiştirilir!)</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><a name="_GoBack"></a></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i>haydar erg&uuml;len</i></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>

</channel>
</rss>