<?xml version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
	<title><![CDATA[esenola: December 2015]]></title>
	<link>https://esenola.com/blog/archive/haydaree/1448924400/1451602800</link>
	<atom:link href="https://esenola.com/blog/archive/haydaree/1448924400/1451602800" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<description><![CDATA[]]></description>
	
	<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6852/orhan-velinin-bavulu</guid>
	<pubDate>Sat, 19 Dec 2015 09:46:52 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6852/orhan-velinin-bavulu</link>
	<title><![CDATA[orhan veli&#039;nin bavulu]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Orhan Veli&#39;nin bavulu</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Hi&ccedil; g&ouml;rmedim ama Orhan Veli&#39;nin elinde bavuluyla bir fotoğrafı mutlaka vardır. Pard&ouml;s&uuml;l&uuml; adamın bavulu da vardır. B&ouml;yle bir fransız s&ouml;z&uuml; duymadım. Orhan Veli&#39;nin yalnızca fransızca bilmesinden değil, daha &ccedil;ok siyahbeyaz filmlerde &#39;dalgacı mahmut&#39;u oynayacak bir tip olmasından geliyor bu fransız yakıştırması. Yoksa beni şu kadar ilgilendirmez, t&uuml;rk olmuş, fransız olmuş, şair olsun, sokaktan ge&ccedil;sin, ıslık &ccedil;alsın, havada bulut desin, yeter.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&Uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde en uzunları Orhan Veli. Uzun uzun yaşamaya, giden gemilerin ardından bakakalmaya, eskiler alıp yıldızlar yapmaya, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; boyamaya, Urumeli Hisar&#39;ında oturmaya, Galata&#39;ya dadanmaya vakti olmasa da, rivayet sanılmasın, sokakları da en uzunboylu yaşayan, g&ouml;ren, seven odur.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Beh&ccedil;et Necatigil evlerin şairiyse, Orhan Veli de sokakların şairidir. Necatigil &#39;evlerin hali&#39;ni yazdı, Orhan Veli sokakların halini. Sık&ccedil;a arkakapak yazısı yazmama karşın neredeyse kapak arkalarını hi&ccedil; okumam derken, Orhan Veli <i>B&uuml;t&uuml;n Şiirleri </i><span style="font-style: normal;">(yky) kitabını elime alır almaz g&ouml;rd&uuml;m ki ustalar onun &#39;sokak &ccedil;ocuğu&#39; olduğunda &ccedil;oktan birleşmişler.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Cemal S&uuml;reya &ldquo;Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu&rdquo; derken, &#39;sivil şair&#39; Ece Ayhan da &ldquo;Her t&uuml;mce bir yana, a&ccedil;ık havanın ozanıdır Orhan Veli her anlamda. Caddeler genişledi, kitaplar inceldi...&rdquo; diye s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. Biz de buna &#39;şiiri sokağa d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;&#39; c&uuml;mlesini eklesek, sokak herhalde sevinir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Sokağı sevindirmek, sokağın sevindirmesi, sokakla sevinmek. Şiirin ilk sokağa d&uuml;şmesi değildi bu. 1940&#39;a, Orhan Veli&#39;ye ve sokak arkadaşları Melih Cevdet Anday ile Oktay Rifat&#39;a gelinceye dek, bir ka&ccedil; kez sokağa d&uuml;şm&uuml;şt&uuml; şiir. D&uuml;şm&uuml;şt&uuml; ama, Necatigil&#39;in &ldquo;</span><i>&Ccedil;oklarından d&uuml;ş&uuml;yor da bunca/ G&ouml;rm&uuml;yor gelip ge&ccedil;enler/Eğilip alıyorum/Solgun bir g&uuml;l oluyor dokununca&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">dediği &#39;solgun bir g&uuml;l&#39; gibi kalmıştı sokakta şiir ve eğilip alan, y&uuml;z&uuml;ne bakan, okuyan da pek olmuyordu. Kim bilir belki de şiirin sokakta olabileceğine, g&ouml;r&uuml;lebileceğine ihtimal vermiyordu kimse.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Zira o yıllarda şiiri sokağa ilk d&uuml;ş&uuml;ren ve aslında şiire Orhan Veli&#39;den &ouml;nce kızıl bir kasket giydiren </span><i>&ldquo;bu memleketin en yavuz evladı&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> Nazım Hikmet ya mapus damında oluyordu, ya Sovyetler Birliği&#39;nde ya da evsiz, damsız, yurtsuz bir ka&ccedil;ak olarak yıldızların altında...Ve onun sokağında yalnızca iş&ccedil;ilerin oturduğu sanılıyordu, oysa </span><i>Memleketimden İnsan Manzaraları</i><span style="font-style: normal;"> başlığıyla yazdığı destanda tren memleketin b&uuml;t&uuml;n mahallelerinden, sokaklarından ge&ccedil;iyordu. Ama işte o kırmızı kasket yok mu, seveni sevmeyeni onu şiirin kafasına ge&ccedil;irince olan oluyordu. Okuyanları sokağa d&uuml;ş&uuml;rememişti ama olsun evin kapısını aralamış, sokağı g&ouml;stermişti ya. Bu kadarı bile iyiydi o g&uuml;nlerde bana kalırsa.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Nazım Hikmet&#39;in araladığı kapıdan &ldquo;Garip&rdquo; &ccedil;ıktı, sanırım ilk &ccedil;ıkan da Orhan Veli oldu. Oktay Rifat o sıralarda hazırlık yapıyordu. Evi sokağa, odaları temiz havaya a&ccedil;maya, tanıştırmaya hazırlanıyordu. Yıllar sonra bu yaptıklarının bir &#39;havalandırma&#39; hareketi olduğunu s&ouml;yleyecektir. &Uuml;&ccedil; arkadaşın şiirleri nereye yazılmıştır? Sokağa yazılmıştır elbette. Hem sokak dururken şiir başka yere yazılır mı hi&ccedil;?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n iş&ccedil;ileri ya da ezilenleri hen&uuml;z birleşemese de, d&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n şiirleri birleşmiştir. Şimdi coşkuyla, sevin&ccedil;le s&ouml;ylemenin tam yeridir. Ne diyordu Cemal S&uuml;reya, &ldquo;</span><i>hi&ccedil;bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka&rdquo;.</i><span style="font-style: normal;"> Biz bunu bir sevin&ccedil; s&ouml;z&uuml; olarak okuyacağımıza, hem kendimizi hem Cemal abiyi &uuml;z&uuml;yorduk. Bence o tam da Nazım Hikmet&#39;in araladığı, Orhan Veli&#39;nin a&ccedil;tığı sokağın şiirini g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in yazıyordu bunu. D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n şiirlerinin akıp giden bir sokağa d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">anladığı ve onun ortasında yaşadığı i&ccedil;in yazıyordu.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">Diyecekler ki bu solcular da ne kadar tuhaf, bir Gezi bulmuşlar, getirip her şeyi oraya bağlıyorlar! Solcuların tuhaf olduğu doğru, hatta şu c&uuml;mleyi bile tuhaf bulabilirsiniz. Adını bu yazıda anmak istemediğim, ne sosyalist ne dindar, yalnızca nasipsiz diyebileceğim bir şair, eski zamanların birinde &ldquo;İkinci Yeni T&uuml;rk şiirinin en b&uuml;y&uuml;k kalkışmasıdır&rdquo; demişti. Ben şimdi &ldquo;Gezi, T&uuml;rk şiirinin en sıkı kalkışmasıdır&rdquo;a &ccedil;eviriyorum ve şiirin bir sokak hareketi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorum.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal; font-weight: normal;">&Ouml;yle olmasa Orhan Veli elinde bavuluyla yola d&uuml;şer miydi?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>

</channel>
</rss>