<?xml version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
	<title><![CDATA[esenola: October 2015]]></title>
	<link>https://esenola.com/blog/archive/haydaree/1443650400/1446332400</link>
	<atom:link href="https://esenola.com/blog/archive/haydaree/1443650400/1446332400" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<description><![CDATA[]]></description>
	
	<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6136/trende-yasamak</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:40:38 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6136/trende-yasamak</link>
	<title><![CDATA[trende yaşamak]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tren Yazıları</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Trende yaşamak </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Gazetede g&ouml;rd&uuml;m. Ş&uuml;k&uuml;rler olsun ki ben hala gazete okuyanlardanım. Hala gazete okuyanlar trene de binerler, belki de en &ccedil;ok trene binenler onlardır, en &ccedil;ok &ccedil;ay i&ccedil;enler, &ccedil;ayı artık &ccedil;oooook zamandır şekersiz i&ccedil;enler...&#39;Kategorize&#39; etmeyelim şimdi, &ouml;yle ya kahveyi sade i&ccedil;enler gibi orta ya da az şekerli i&ccedil;enlere de yalışır doğrusu tren yolculuğu.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Tren yolcusu olmak g&uuml;zel elbette, peki ya hi&ccedil; trende yaşmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml;? Nasıl olurdu acaba?</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Kimbilir belikGazetede g&ouml;rd&uuml;m işte, oluyormuş. Gen&ccedil; bir kadın, Almanya&#39;da, hem ev kirasından bıkmış hem de ev sahibiyle yaşadığı gerilimden. Artık bu fikir nereden geldiyse aklına, trende yaşamaya karar vermiş. Haberi okuduğumda 1 aydır yaşıyordu trende. Leonie M&uuml;ller, &ouml;nce &uuml;lkedeki t&uuml;m trenlerde konaklamaya izin veren 1 aylık bir bilet almış, sonra da ver elini...</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ver elini dedim ama, onun derdi bir yere ulaşmak değil, tam tersine orada yaşamak. B&ouml;ylece başlamış tren ser&uuml;veni. Okul &ouml;devlerini kompartımanda yapıyormuş, duşunu trende alıyormuş, akşam yemeğini de 190 km hızla giden aynı trende yiyormuş. Evinden &ccedil;ıktığından beri, daha &ouml;nce hi&ccedil; hissetmediği bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k duygusu yaşadığını da s&ouml;yl&uuml;yor M&uuml;ller. Hem trende kendisini sahiden evindeymiş gibi hissediyor, hem b&ouml;ylece pek &ccedil;ok şehir g&ouml;rebiliyor, arkadaşlarını da daha sık ziyaret edebiliyormuş.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<span style="font-weight: normal;">İnsanların alışkanlıklarını ve normal olarak g&ouml;rd&uuml;kleri şeyleri sorgulamalarını istiyorum. Her zaman sanılandan daha &ccedil;ok olanak var. Bir sonraki ser&uuml;ven bizi bir yerde bekliyor, tabii bulmak istiyorsanız.&rdquo; diyor. Kendini bir t&uuml;r sosyal deneye tabi tuttuğunu da belirten &uuml;niversiteli &ouml;ğrenci, bu yaşama bi&ccedil;imini akademik &ccedil;alışmasında da konu olarak işleyecekmiş.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Trendeyken giysilerinin ve gerekli eşyasının bulunduğu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir sırt &ccedil;antası taşıyor, giysilerini annesinin ve erkek arkadaşının evinde yıkıyor. Trende yaşamaya başladıktan sonra para biriktirmeye de başlamış. 23 yaşındaki &ouml;ğrenci 1 yıl bu şekilde yaşamayı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yormuş.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ona hem iyi yolculuklar hem de iyi yaşamalar diyelim. &Ouml;m&uuml;rboyu olur mu bilmiyorum ama, zaman zamanan trenlerde yaşamak iyi bir d&uuml;ş&uuml;nce. B&ouml;ylece trenle insanın doğal yakınlığı da kendiliğinden ortaya &ccedil;ıkmış oluyor. Herhalde u&ccedil;aklarda yaşamayı d&uuml;ş&uuml;nen yoktur. Otob&uuml;slerde de &ouml;yle. Belki bu konuda trene en yakın ara&ccedil; ya da ev diyelim, gemidir. Tabii kuşetli, yataklı trenler de var, &Ccedil;in&#39;den, Moğolistan &ccedil;&ouml;llerinden Sibirya&#39;nın soğuğuna ve neredeyse bilinmeyen şehirlerine kadar sızan Transsibirya Ekspresi&#39;ni de unutmamak gerek. İnsana &ldquo;ah o gemide ben de olsaydım!&rdquo; duygusunun aynısını bu ekspres i&ccedil;in de yaşatan bir g&uuml;zergahı var &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Kimbilir belki birg&uuml;n Transsibirya seferine &ccedil;ıkmış bir seferi olarak &ouml;yle bir yazı da yazarım.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ne yalan s&ouml;ylemeli, şimdi evi de yolu da ve ne yazık ki &ccedil;oğu zaman mezarı da Akdeniz ve Ege Denizi olan g&ouml;&ccedil;menleri g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e, duyduk&ccedil;a, yola, yolculuğa, trene, vapura, u&ccedil;ağa dair yazılar yazmak da biraz l&uuml;ks biraz da ağır geliyor. Canyeleği ve cansimidini ellerinde oyuncak gibi sevin&ccedil;le taşıyan k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k &ccedil;ocukları g&ouml;r&uuml;nce insanlığımdan ve yaşadığımdan utanıyorum.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>haydar erg&uuml;len&nbsp;</b></p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6135/yasar-kemal</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:38:12 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6135/yasar-kemal</link>
	<title><![CDATA[yaşar kemal]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tuhafiye</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>&Ccedil;OK YAŞAR KEMAL</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Neşet Ertaş i&ccedil;in &ldquo;Bozkırın Tezenesi&rdquo; demişti Yaşar Kemal. G&uuml;zel, doğru, unutulmaz demişti de, o bizim neyimiz, kimimiz acaba? &#39;Anadolu&#39;nun Destancısı&#39; mı, &#39;İnce Memed&#39; mi, yoksa Mahmut Temizy&uuml;rek&#39;in dediği gibi, &#39;Teleskoplu Destancı&#39;mız mı? &#39;Bizim Homeros&#39;umuz demem tuhaf ka&ccedil;abilir, Homeros da bizim değil mi denir? &Ouml;yleyse &#39;T&uuml;rk&ccedil;enin Homeros&#39;u&#39; diyelim. Belki de hep &#39;Aşık Kemal&#39;di, &ouml;ncesinde de sonra da. &#39;Koca &Ccedil;er&ccedil;i&#39; de sayılabilir, heybesinde acıdan sevince her şeyi taşıyan bir &ccedil;er&ccedil;i. En doğrusu onun kendine dair s&ouml;ylediği şeydir belki de, &#39;sevincin t&uuml;rk&uuml;c&uuml;s&uuml;&#39;d&uuml;r. Bir &#39;efsane&#39; elbette, yazdığı <i>Ağrı Dağı Efsanesi&#39;</i><span style="font-style: normal;">nden m&uuml;lhem T&uuml;rkiye diye ağrılı bir dağın efsanesi,</span><i> T&uuml;rkiye Dağı Efsanesi.</i></p><p style="margin-bottom: 0cm;">Pirin&ccedil; tarlalarında yıllarca &#39;su bek&ccedil;iliği&#39; yapmıştır. Bir dağı bekler gibi, doğayı, ağacı, ceylanları balıkları bekler gibi. Yuvasından, yurdundan kim atılsa, ha kuş ha Ermeni, yuvanın başka kuşa, başka kişiye hayretmeyeceğini s&ouml;yl&uuml;yor: &#39;Onlar kuş değil Ermeni&#39;. Orhan Veli &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde acısını nasıl gezdireceğini de bilemez, ister ki yer g&ouml;k c&uuml;mle cihan ağlasın Orhan Veli i&ccedil;in. Herkese s&ouml;yler bu acı haberi, kimse aldırmaz. Kadirli ona cehennem gibi gelir.<i> </i></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><i>İnce Memed</i>&#39;in yazılmasına da bir başka şair, Arif Dino vesile olur. Yaşar Kemal&#39;e &#39;&ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar okuyasın&#39; diye &uuml;&ccedil; tane <i>Don Kişot</i><span style="font-style: normal;"> armağan eder. Don Kişot&#39;tan İnce Memed&#39;e, hayalg&uuml;c&uuml;nden direnmeye. İnce Memed bir &#39;mecbur insan&#39;dır. Yaşar Kemal de bir mecbur yazardır. Kavga etmeye, başkaldırmaya, direnmeye mecbur olanları yazmaya hem mecbur hem de memurdur. Niyesi olur mu? </span>O insanlar kurar &ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nyayı ve yine g&uuml;n&uuml;n birinde o mecbur, &#39;o g&uuml;zel insanlar o g&uuml;zel atlara binip giderler.&#39; Gitmişlerdir.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Sonunda, o g&uuml;ne değin dolaylı olarak s&ouml;ylediklerini derler, toparlar, iki s&ouml;zc&uuml;ğe sığdırır ve &#39;zulm&uuml;n artsın!&#39; der. Onu &#39;Zilli Kurt&#39; yapmak isteyen devletin, sistemin oyunları hi&ccedil; bitmemiştir &ccedil;&uuml;nk&uuml;, biteceğe de benzemez. Devlet, k&ouml;yl&uuml;lerden &ouml;ğrendiği bir y&ouml;ntemle, hoşuna gitmeyen her insanın boynuna bir zil takıp bırakır adeta bozkıra. &#39;Kurtlukta d&uuml;şeni yemek kanundur&#39; s&ouml;z&uuml; de benzeri durumlar i&ccedil;in s&ouml;ylenmemiş miydi?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Anadolu&#39;nun, şimdilerde esamesi okunmasa, h&uuml;km&uuml; kalmasa, hatta artık s&ouml;ylendiği zaman g&uuml;l&uuml;n&ccedil; ka&ccedil;sa da, bir zamanlar &#39;kavimler kapısı&#39; olduğu keder ve acıyla hatırlanır. Yaşar Kemal de sanki o zamanlardan kalma bir bilgedir ya da dediğine benzer bi&ccedil;imde &#39;bek&ccedil;i&#39;dir, &#39;kavimler kapısının bek&ccedil;isi&#39;, &#39;k&uuml;lt&uuml;rler, halklar, diller, renkler bek&ccedil;isi&#39;. Belki de hi&ccedil; uzatmamalı ve Yaşar Kemal &#39;Anadolu&#39;nun bek&ccedil;isi&#39;dir demeli.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&#39;Anadolu&#39;nun Bek&ccedil;isi&#39;dir ama ne yazık ki kendilerine akademisyen adı verilen ve &#39;kapıkulu&#39; olmaktan &ouml;teye ge&ccedil;emeyecek kimi &ccedil;apsızlar tarafından, kim hatırlar ki yarın onları, şu y&uuml;zkarası, s&ouml;zkarası ifadelere de maruz kalmaktan kurtulamamıştır: &ldquo;Yaşar Kemal&#39;in romanları gerek &uuml;slup ve T&uuml;rk&ccedil;e&#39;yi g&uuml;zel kullanma, gerekse i&ccedil;inde yaşadığı toplumun değerlerini benimseme ve yorumlama a&ccedil;ısından bir &ccedil;ok T&uuml;rk yazarının yazdığı romanların gerisindedir. Kendisinin yurti&ccedil;i ve yurtdışında sahip olduğu ş&ouml;hretini, onun edebi kişiliğinde değil, k&ouml;k&uuml; yıllara dayanan siyasi kamplaşmalarda bir edebiyat&ccedil;ı aydın misyonunu aşarak, m&uuml;frit bir tarafgir olmasında aramanın doğru olacağı kanaatindeyiz.&rdquo; Sağdan sola, soldan sağa, al da bayrağım d&uuml;şman &uuml;st&uuml;ne!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">T&uuml;rk&ccedil;enin beylerinden, hem de u&ccedil;beylerinden birine, alanları edebiyat olan ve adlarının başında birtakım akademik unvanlar bulunan &#39;padişahım&ccedil;okyaşa&#39; korosunun dediklerine bak, daha doğrusu yediklerine bak, yedikleri naneye!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">T&uuml;rk&ccedil;eyi g&uuml;zel kullanmak! T&uuml;rk&ccedil;e Yaşar Kemal&#39;in &ccedil;ocukluk arkadaşıdır adeta, birlikte b&uuml;y&uuml;m&uuml;şlerdir, sokak t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin ağa&ccedil; t&uuml;rk&ccedil;esi mi, dağ t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin ova t&uuml;rk&ccedil;esi mi, ikindi t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin gece t&uuml;rk&ccedil;esi mi, uyku t&uuml;rk&ccedil;esi mi dersin sevişme t&uuml;rk&ccedil;esi mi, &ccedil;ocuk t&uuml;rk&ccedil;esi mi, kadın t&uuml;rk&ccedil;esi, babaanne t&uuml;rk&ccedil;esi mi, ama en &ccedil;ok da arkadaşlık, kardeşlik, yoldaşlık t&uuml;rk&ccedil;esidir Yaşar Kemal&#39;in T&uuml;rk&ccedil;esi ve iki arkadaş gibi birbirlerini, severek, hayran olarak, olanak arıyarak, şaşarak, sevinerek zengin olmuşlardır. Yaşar Kemal T&uuml;rk&ccedil;eyle, T&uuml;rk&ccedil;e Yaşar Kemal&#39;le...</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Yaşadığı toplumun değerlerini benimseme ve yorumlama: Doğru, yazarın, sanat&ccedil;ının g&ouml;revi budur, &ouml;yle ya yaşadığı toplumun değerlerini benimseme, yayma, uygulama, yorumlama ve g&uuml;zelleştirme derneğidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; yazar! Marquez&#39;den Dostoyevski&#39;ye, Kafka&#39;dan Faulkner&#39;a, Sartre&#39;dan Orhan Pamuk&#39;a kadar t&uuml;m b&uuml;y&uuml;k yazarlar da toplumla aynı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k olmamışlar mıdır zaten?</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Yurti&ccedil;i ve yurtdışında sahip olduğu ş&ouml;hrete gelince, elbette edebi kişiliğinin hi&ccedil;bir değeri, &ouml;nemi ve h&uuml;km&uuml; yoktur, &#39;m&uuml;frit bir tarafgir&#39; olduğu i&ccedil;in bunca tanınır, bilinir, sevilir Yaşar Kemal!</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Anadolu onun evidir, T&uuml;rk&ccedil;e ise sokağıdır. İ&ccedil;i masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evdir Anadolu ve Yaşar Kemal onu &ouml;yle i&ccedil;selleştirmiştir ki onun i&ccedil;li bir &ccedil;ocuğu olarak i&ccedil;ine masallar, destanlar ve ağıtları doldurmuş, onları taşımış, Kaf Dağının ardına u&ccedil;urmadan &ouml;nce Ağrı Dağının başına &ccedil;ıkarmıştır.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">Koca Yaşar Kemal. Ulu &ccedil;ınar. Anadolu&#39;nun y&uuml;ce &ccedil;ınarlarından biri. &ldquo;Daldan eğme değil, k&ouml;kten s&uuml;rme&rdquo;. Topal karıncanın dostu, karıncanın su i&ccedil;tiği yer. T&uuml;rk&ccedil;eye su veren usta.</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>haydar erg&uuml;len</b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://esenola.com/blog/view/6134/tevfik-fikret</guid>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 20:35:26 +0100</pubDate>
	<link>https://esenola.com/blog/view/6134/tevfik-fikret</link>
	<title><![CDATA[tevfik fikret]]></title>
	<description><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><b>Tuhafiye </b></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><b>&#39;Değerli Yalnız&#39;: Tevfik Fikret</b></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Ahmet Hamdi Tanpınar&#39;ın Tevfik Fikret i&ccedil;in s&ouml;yledikleri bu &#39;yalnız adam&#39;ı ve şiirini anlamak bakımından &ccedil;ok değerli: &ldquo;Talihin kendisi i&ccedil;in hazırladığı imkanları &ccedil;abuk farketti, hatta mizacının zaaflarını bile ona g&ouml;re terbiye etti. İnzivasını bir nevi peygamberane uzlet, &ccedil;abuk darılıcı mizacını istiğna, hayat ve fiil alemindeki kabiliyetsizliğini y&uuml;ksek bir mukavemet şekline soktu ve şiirinin bir zaman sadece mel&uuml;l besteler &ccedil;ıkaran ferdi melankolisini tam lazım olduğu bir zamanda bir cemiyetin ıstırap ve &uuml;mitlerine terc&uuml;man yaptı.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Kısacası orta &ccedil;apta bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k burjuva şairi iken cemiyet i&ccedil;in bir nevi ahlak ve medeniyet havarisi oldu.</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Bunu s&ouml;ylemekle Fikret&#39;i k&uuml;&ccedil;&uuml;ltm&uuml;ş olmuyorum; irade ve anlayışının zaferini kaydetniş oluyorum. Unutmamalı ki i&ccedil;timai hayatta ahlaklı ve d&uuml;r&uuml;st olmak, yaşadığı devirde nadir olan bir meziyetti. Halbuki bu Fikret&#39;te baştan beri vardır.&rdquo;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">Aynı devrin iki şairinden biri Tevfik Fikret, diğer, Mehmet Akif Ersoy. İdeolojik yaklaşımların ve Doğu/Batı ayrışmasının simge adları olmalarının dışında, Tanpınar&#39;ın s&ouml;ylediklerinin biraz değişiklikle her ikisi i&ccedil;in de ge&ccedil;erli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum: &ldquo;Orta &ccedil;apta&rdquo; birer şair. Ama ikisi de &#39;bir cemiyetin ıstırap ve &uuml;mitlerine terc&uuml;man&#39; olmuş ve yine &#39;cemiyet i&ccedil;in bir nevi ahlak ve medeniyet havarisi&#39; olmuş iki değerli yalnız.</p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-weight: normal;">Değersiz yalnızları saymaya gerek yok, onlara her d&ouml;nemde ve her mevkide bolca rastlanır. Ama kendi kişisel zaaflarını, melankolilerini erteleyen ya da bir kenara koyarak, vicdan, doğruluk, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k, &ccedil;alışkanlık, yurtseverlik, merhametli ve adil olmak gibi y&uuml;ksek erdemlerle donanmış bir yaşamı s&uuml;rmek ve bunu bir şiir olarak var etmek, ancak yalnızlığın değerini bilen, ve şimdi &#39;değerli yalnız&#39;lar olarak &ouml;vg&uuml;yle, sevgiyle andığımız insanlarda bulunur. Bunlar bazen Mehmet Akif gibi dindar biri olur, bazen de Tevfik Fikret gibi dinle ilgisi olmayan biri. Evet ama o Tevfik Fikret aynı zamanda &ldquo;</span><i>Benim dinim insan gibi yaşamaktır</i><span style="font-weight: normal;">&rdquo; diyecek ve aslolan şeyin &#39;insanlık dini&#39; olduğunu s&ouml;yleyecektir. &ldquo;</span><i>Toprak vatanım/nev-i beşer milletim insan&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">diyecektir. &ldquo;</span><i>Elbet sefil olursa kadın, al&ccedil;alır beşer&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> diyecektir. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Şiirde bi&ccedil;imde ve anlamda değişim istemesi, &#39;serbest m&uuml;stezat&#39;ın &ouml;nc&uuml;s&uuml; olması, &ldquo;Sis&rdquo;, &ldquo;Tarih-i Kadim&rdquo;, &ldquo;Rubab-ı Şikeste&rdquo;, &ldquo;Han-ı Yağma&rdquo;, &ldquo;Promote&rdquo; gibi 100 yıl sonra bile, &#39;bile&#39;si fazla, &ouml;nemli olan, ge&ccedil;erliliği giderek artan, hem g&uuml;ncel hem klasik olarak okunabilecek şiirlerin sahibi olması, </span><i>Şermin</i><span style="font-style: normal;"> kitabıyla &ccedil;ocuklara unutulmaz şiirler armağan etmesi de elbette onu &ouml;nc&uuml; bir şair kılar. Tıpkı Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Haşim, Mustafa Kemal Atat&uuml;rk gibi &#39;değerli yalnız&#39;lardan biri olarak, bu &uuml;lkenin k&uuml;lt&uuml;r ve edebiyat, şiir yaşamına &#39;y&ouml;n veren&#39; &ouml;nemli isimler arasında yer alır. Yapıtının, d&uuml;ş&uuml;ncelerinin, eylemlerinin, kişiliğinin hala tartışılıyor olması da doğrusu onun &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml;, &ccedil;ok boyutlu ve asla yalnızca bir tek uğraşına, belirli bir y&ouml;n&uuml;ne indirgenemeyecek zenginlik ve &ccedil;oğullukta bir insan, bir aydın, bir entelekt&uuml;el, bir şair ve elbette b&uuml;y&uuml;k bir yurtsever olduğunun en &ouml;nemli delilidir. </span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&ldquo;<span style="font-style: normal;">Tarih-i Kadim&rdquo; şiirinden sadeleştirilmiş bir b&ouml;l&uuml;m: &ldquo;</span><i>Nerde bir şeref var, iğreti/nerde bir mutluluk var, yama./Bir şeyin ne başına inan ne sonuna/Din şehit ister g&ouml;ky&uuml;z&uuml; kurban/Her yanda durmadan kan akacak/durmadan her yanda kan!/.../İşte m&uuml;jdelerin en g&uuml;zeli/İşte en ger&ccedil;ek &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k/ d&uuml;ş&uuml;m&uuml;zdeki gelecek &ccedil;ağlarda:/Ne savaşan ne savaş ne salgın/ne saltanat ne yoksulluk,ne ezen ne ezilen/ne yakınma ne de zulm&uuml;n kahrı/ne tapılan ne tapan/ben benim sen de sen!/...&rdquo; </i><span style="font-style: normal;">Ne yazık ki d&uuml;şleri ger&ccedil;ekleşmedi Tevfik Fikret&#39;in, d&uuml;şleri, d&uuml;şlerimiz ger&ccedil;ekleşmedi, ama d&uuml;şlemenin, d&uuml;ş g&ouml;rmenin, d&uuml;ş&uuml;nmenin de sonu yok, d&uuml;şler de belki en b&uuml;y&uuml;k miras, g&ouml;zden g&ouml;ze, g&ouml;n&uuml;lden g&ouml;n&uuml;le ge&ccedil;en ve &ccedil;oğalarak, b&uuml;y&uuml;yerek, zenginleşerek s&uuml;ren ve b&uuml;y&uuml;k insanlık dediğimiz bir toplumun en değerli varlığı, hazinesi.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Evet Tevfik Fikret&#39;in T&uuml;rk&ccedil;esi eskimiştir, &ccedil;ok ağdalı bir dille yazmıştır, bug&uuml;n ancak sadeleştirilerek okunabilir, kaldı ki o sadeleştirmeler de şiirinin &ouml;z&uuml;n&uuml; koruyarak ve ruhuna zarar vermeden yapılmış başarılı yorumlardır. Daha da &ouml;nemlisi 100 yılı aşkın bir zamandan, neredeyse anlamından, i&ccedil;eriğinden hi&ccedil;bir şey yitirmeden bug&uuml;ne, sanırım hatta yarına da gelebilmiş, kalabilmiş şiirlerdir. Bu &ccedil;ok şey demektir. Hem toplumda, yağmanın, karanlığın, sisli ve puslu d&ouml;nemlerin, yiyiciliğin, hırsızlığın, adaletsizliğin, haksızlığın, ne yazık ki, hala karşılığı olduğunu ve s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;sterir, hem de şiirin &ouml;zellikle kritik zamanlarda, kriz d&ouml;nemlerinde nasıl m&uuml;dahil olabildiğinin de yetkin ve yerinde bir &ouml;rneğidir. &Ouml;te yandan &ccedil;ocuklar i&ccedil;in yazdığı şiirlerden oluşan </span><i>Şermin, </i><span style="font-style: normal;">bence &ccedil;ocuk edebiyatının en se&ccedil;kin yapıtlarındandır ve &ccedil;ocuklar i&ccedil;in yazılmış olağan&uuml;st&uuml; şiirlerle doludur. Tevfik Fikret&#39;in eğitimci yanını da ortaya koyan bu yapıt, ilerici anlayışından &ouml;t&uuml;r&uuml;, zamanla eskimesi, değerini yitirmesi bir yana, belki de en &ccedil;ok g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze seslenen bir kitap olarak tazeliğini ve g&uuml;ncelliğini korumayı s&uuml;rd&uuml;rmektedir.</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-style: normal;">Yalnız hayatlar, derin ruhlar, engin duyuşlar ve insanın eylem i&ccedil;inde insan olduğunu hep hatırlatan bir ser&uuml;ven. Bana kalırsa ne Mehmet Akif&#39;in doğuculuğu ne Tevfik Fikret&#39;in batıcılığıdır buradaki sır, onları bug&uuml;n de b&uuml;y&uuml;k, &ouml;nc&uuml; ve değerli kılan şey ikisinin de hayatın b&uuml;y&uuml;k şiiri i&ccedil;in şiiri bile feda edebileceklerini g&ouml;stermiş olmalarıdır ki, galiba b&uuml;y&uuml;k şiir biraz da b&ouml;yle bir şeydir. &ldquo;</span><i>Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> şiarı ve dizesi diyelim, Tevfik Fikret i&ccedil;in olduğu kadar Mehmet Akif i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir. Hepsinden &ouml;nemlisi, bug&uuml;n ne yazık ki ne doğuda ne batıda yeri olan ve d&uuml;ş&uuml;nce d&uuml;nyası esir alınmış, ufku daraltılmış, bug&uuml;n&uuml;nden geleceği karartılmış bir &uuml;lkenin 100 yıl &ouml;ncesinden bir işaret fişeği olarak &ldquo;</span><i>fikri h&uuml;r, vicdanı h&uuml;r, irfanı h&uuml;r&rdquo;</i><span style="font-style: normal;"> olmanın &ouml;nemini, anlamını ve değerini belirtmiş, &ldquo;yalnızlığın h&uuml;rriyeti&rdquo;ni titizlikle korumuş b&uuml;y&uuml;k bir vicdandır Tevfik Fikret. Vicdan s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bile m&uuml;lk gibi g&ouml;ren muktedirler bunun &uuml;zerinden insanları ayrıştırırken, toplumu b&ouml;lerken, onlardan biraz da Tevfik Fikret okumalarını beklemek de &#39;olmayacak duaya amin demek&#39; sayılmaz mı?</span></p><p style="margin-bottom: 0cm;">&nbsp;</p><p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;"><b>haydar erg&uuml;len </b></p><p style="margin-bottom: 0cm; font-weight: normal;">&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>haydar ergülen</dc:creator>
</item>

</channel>
</rss>